Said Bey'in 8 Haziran 1327 tarihinde Berlin'den karısı Adviye Hanım'a yazdığı beş numaralı mektup
Files
File Description SizeFormat 
AFMSBTDOC01201.jpg829.01 KBJPEG
AFMSBTDOC01202.jpg848.89 KBJPEG
AFMSBTDOC01203.jpg811 KBJPEG
AFMSBTDOC01204.jpg849.39 KBJPEG
Title
Said Bey'in 8 Haziran 1327 tarihinde Berlin'den karısı Adviye Hanım'a yazdığı beş numaralı mektup
Creator
Said Tez
Description
Mektupta "Mektup nümero 5. Berlin'den Çarşamba 8 Haziran 327/Sultanım Adviyem; Dünki 4 nümerolu mektubumda sizin kağıtlarınızı aldığımı vesâir bazı hasb-ı hâller yazmıştım. Seyahate bahse vakit bulamamıştım, şimdi devam edeyim. Şimendiferde pazar günü sabahleyin erkenden kapıyı [v]urup uyandırdılar. Berlin’e bir saat kalmış. İki tarafımız gayet muntazam ve ince ağaçlı ormanlarla muhât. Etrafta çiftlikler, fabrikalar, güzel güzel binalar, muntazam caddeler hâsıl olmaya başladı. Demir yolları çoğaldıkça çoğaldı. Köprüler möprüler, acaib acaib yerler peydâ oldu. Sağdan soldan müteaddid trenler işledi. Kemâl-i süratle bir tren yanımızdan geçiyor, diğeri bizimle beraber gidiyor. Bir diğeri sağdan üstümüze doğru gelirken demir bir köprüye saparak tepemizden geçiyor. Solumuzdan bize gelen bir diğer tren daha yaklaşırken kayboluyor. Bazısı altımızdan, bir taş köprüye girerek bizi kat ediyordu. Bir büyük Avrupa payitahtı yakınında olduğumuz anlaşılıyordu. Bir cesim istasyona girdik. Dehşetli kalabalık. Altı yerden ayrı ayrı trenler girip çıkıyor. İki üç tren birden kalkıp yan yana (ikinci sayfaya) çıkıyor, bazen iki tren yan yana geliyor, müşteri boşaltıyor. Hepsi de dolu. İstasyonun içi bir mahşer. Başka memleketlerden gelen, başka memleketlere giden, Almanya’nın sâir şehirlerine veya etraf köylerine ve sayfiyelerine gelip giden binlerce türlü kıyafette halk. Karınca yuvası gibi. Büyük bir acele ile kaynıyor, her tarafa akıyor. Yine istasyonun içinde gazino ve birahaneler dolmuş. Temiz camların içinden bakıyorsunuz ki nice çoluk çocuk, kokonalar, mösyöler, oturmuşlar; kimi karnını doyuruyor, kimi içki içiyor. Bunlar gelenler, gidecekler, yolcu istikbal edecekler veyahut yolcu teşyi etmişler de dinleniyorlar. Daha şehrin bir tarafı görünmüyor. Üzeri kapalı istasyonun içindeyiz. Bu istasyonun kapısından ya'ni kapılarının yerinden sokağa çıkılıp istasyona bakıldı mı dehşetli bir saray! Hem daha Berlin'in istasyonu değil. Civar istasyon ya'ni (bizim Yedikule)! Bizim trenimiz bir çeyrek kadar burada bekledi, sebebi ileride Berlin şehrinin ahali bizim ineceğimiz istasyonunda trene yer açılacak da gidip o yere gireceğiz. Kalkmadık etrafta Berlin sokaklarını, kışlalarını, bağçelerini seyr ede ede beş on dakika sonra ineceğimiz istasyona vardık: Şark istasyonu! Yeniden tarifini etmeyeyim. Burada fazla olarak sefir u sefaret erkanı, Almanya ricali zabitanı, [k...] bizim Almanya'da bulunan zabitan ve talebemiz, heman birkaç yüz kişi bizi istikbale gelmişler trenin etrafını aldılar. Alkışlar, huralar içinde indik. Bir çok bildikler?, İstanbul ahbabları, o ona sarılıyor, o onu öpüyor. Bir kıyamet. Golç Paşa ve sefir 'Osman Nizami Paşa hepimize el vererek birer birer safa geldiniz didiler bizi bu alayla bir cesim salona götürdüler. Birkaç nutuklar söylendi. Alman (üçüncü sayfaya) komitesi erkanına prezante olunduk bunlar Berlin'in hep genc ve müstaid zabitleriyle devair ve bankalarının genc memurlarından mürekkeb. Hepsi seçilmiş mükemmel Fransızca biliyorlar. Kırk yıllık dost imişiz gibi bir laubalilik başladı. Büyük iltifat, tatlı tatlı latifelerle kollarımıza girdiler. Konuşmalar, kahkahalar, alaylarla istasyonun önünden otomobillere binerek otele gittik. Her otomobilde iki Türk ve karşılarında bir Alman mihmandar. Otelin birinci kat salonu önündeki balkonda (Diyaskolos? Meydanı kadar var diyeceğim) Biz, sefir, komiteler hepimiz beraber bir grub fotografimizi çıkarttk. Oradan herkesin eline bir nümero kağıdı verdiler. Üstünde kaçıncı katda kaç nümerolu odaya gideceğiniz yazılı. Asansore bindik. Hangi katta ineceksek indik, garsonlar bekliyor. Herkesin elindeki kağıda bakıp odasını gösteriyordu. Beni de odamın kapusuna götürdüler. Buyrunuz dediler. Bir de gideyim ki şimendiferde bırakdığım çantam ve sandığım odada hazır. (Bunlar hep haziranın beşinci pazar günü sabahleyin.) Öğle ta'amı vaktine kadar herkes temizlendi, yıkandı eşyasını yerleşdirti. Sonra süslendi. Ta'ama otelin yemek salonuna inilecek sa'at 12de ya'ni 4 buçukta. Şimdi oteli anlatayım: (Kaiserhof) yani imparator hanesi demek otelin adıdır. İşte bu kağıtların başında yazılı. ‘Alameti bir tac. Resmini gördüğünüz bu tac herşeyin üstünde var ve bütün hademenin yakasında ve şabkasında sırma ile işlenmiş. Berlin’in göbeğinde en muhteşem bir meydanı ortasındadır. Her tarafından elektrikli tramvaylar geçiyor. Her tarafı istatülerle [heykellerle], bağçelerle, havuzlarla müzeyyen bir meydana bakıyor. Meydanların etrafında en mualla saraylar, en cesim (dördüncü sayfaya) kiliseler var. İmparatorun ve prenslerin sarayları da bizim civarımızda. Her köşe ve kenarlarda otomobiller sıra ile dizilmiş müşteriye muntazır. Tramvaylar ve yeraltı şimendiferleri de vızır vızır işliyor. Otelin 250 odası var. Alt kat büyük ve cennet gibi süslü salonlar. Nereleri dolaşırsanız rengarenk camlar, billurlar, çiçekler ve yaldızlar ve bunlara göre eşyalar içindesiniz. Birinci zemin katında bir medhal salonu, bir gazino salonu (Burada akşamları ve gece latif ve beş kişiden mürekkeb bir salon musikası çalıyor.), bir iki ziyafet salonu, bir misafir salonu, bir yazı salonu (mükemmel ve herşeyi yerinde sekiz tane yazı masası var herkes mektubunu fülan burada yazıyor). Sonra idarehane, telefon ve posta memurlarının mahalleri, daha birçok yerler var. Asansörler inip inip çıkıyor merdivenler de daima dolu (Ah nasıl merdivenler. İnsan ayineler içinde inip çıkarken kendi kendine çarpıyor döneceği tarafı gaybediyor.) Benim odam üçüncü katta. Nümerosu 370. - Ma'teesüf caddeye nazır değil, iç havluya bakıyor. Fakat daha iyi, otada kim oturacak. Bir yatmağa bir de 'acele 'acele esvab değiştirmeğe gidiyoruz. Yukarı katların her birinde bir büyük sofa ve bir mükemmel salon var. Sonra uzun yollarda odalar abdesthaneler, ve banyolar bütün yerlerde kırmızı ve pamuk gibi yumuşak ve kalın halılar serili. Haricden otel imparatorun sarayından daha büyük. Biz burada bulunduğumuz müddetce üstümüze Osmanlı bayrağı temevvüc ediyor. (Maba'dı başka mektubda) Hamd olsun afiyetteyim. Sevgili Kocan Sa'id" yazılı.
Issue Date
1911-06-21
Language
Ottoman Turkish
Subject
Location
SALT Research
URI
https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/33407
Collections
Type
Format
14,8-19 cm, Handwritten
Number of Scanned Documents
4
Identifier
AFMSBTDOC012
Rights
Open Access
Accrual Method
Donation

RIGHTS STATEMENT

SALT is a partner of Flickr Commons. All visual materials within Flickr Commons and digitized by SALT Research which are accessible via saltresearch.org are shared under the Creative Commons license:

This material is provided solely for the purpose of individual research. It can be used under Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International (CC BY-NC-ND 4.0) license. The terms specified hereunder:

• The creator or the licensor of the work should be stated in all copies,
• Copies of documents, or documents created from copies can not be used commercially,
• Documents can not be remixed, transformed or built upon.

For each use, credits should be given as stated in the record.
(e.g. SALT Research, Harika-Kemali Söylemezoğlu Archive)

For any rights requests outside of personal research purposes, please contact SALT Research via salt.research@saltonline.org